Fotoğraflar / Photos © José Luis Torres

Tipping Point

Sanatçı José Luis Torres ile son işlerinden biri olan Tipping Point hakkında konuştuk.

(English is below.)


Ne kadar eşyaya ya da “şeye” sahipsin?

José Luis Torres: Ben bir minimalist değilim… Hatta fazlasıyla “tutkulu bir koleksiyonerim!”

Peki bir şehir ne kadar şeye sahip olabilir? Şehrin bu anlamda bir sınırı ya da kapasitesi var mıdır?

José Luis Torres: Hem aşırılık hem de yokluk üreten bir sistem olan küreselleşmenin olduğu bir çağda, bugünkü şehirlerde yaşanan aşırı birikme hali giderek büyüyen bir endişe konusu haline geldi. Son on yılda fahiş miktarda ve aşırı hızla tamir edilmek yerine kolayca çöpe atılan şeyler ürettik. Sosyal ve kültürel belirleyiciler olan tüketici ürünleri doğrudan insanların alışkanlıklarını ve davranışlarını gösteren kapsamlı ve zorlayıcı belgeler.

Tema olarak bu konu, günlük hayatta ihtiyaç fazlası haline gelen şeylerin hepsini yönetememe yetersizliğini sorgulayan zengin ve eleştirel bir boyuta sahip. Tüketimin kültürel paradigmasını kayıt etmesinin yanı sıra Tipping Point projesi hareketlilikle, yer değiştirmeyle, mekanların, insanların ve hikayelerin bağlanmasıyla ilişkili.

Tipping Point’te neden özellikle plastik kullanıldı ve aslında kullandığınız malzemeler buluntu nesneler mi?

José Luis Torres: Plastik nesnelerin birikimi olgusunu, bolluk perspektifiyle gözlemek öncelikle merak ettiğim şeydi (plastikler sentetik bir malzemedir, yani yapaydır ve “soylu malzemeler”e kıyasla çok daha ekonomiktirler.) Fiziksel olarak fabrikadan evsel bir mekana aktarılan ve neticede atığa dönüşen nesneler üzerine, yani “eşyanın gelip geçişi” üzerine araştırıyorum. Aşırılık kültürüne direnen ince bir eylemi öne sürerek buluntu nesnelerden, nesnenin bellek ve dönüşüm yeri olarak fetişleştirilmesine atıfta bulunan parçalar yaratıyorum.

Dünyada bazı insanların radikal bir şekilde minimal yaşamı tercih ettiği bir akım başladı. Örneğin sadece birkaç adet kıyafete veya mobilyaya sahip oluyorlar. “Modern kutulardaki modern yaşamlarımız”da daha az eşya ile yaşamak daha mı kolay acaba? Böyle bir seçim bize daha fazla özgürlük verir miydi?

José Luis Torres: Bizi biçimlendiren ve her birimizin günlük eylemlerinde sınırlarını yeniden kurduğu kültür, bize bir hedef ve objektif bir dünya olarak sunuluyor. Nesnelerle kurduğumuz ilişki oldukça karmaşık: ya yararlılar ya da dekoratifler ve bizim “günlük yoldaşlarımız” olurlar; ama bu nesnelerin yaşadığımız yere hükmetmelerini kontrol altına almamız da gerekiyor. Nesneler, etrafta sessizce durmalarına rağmen kullanım ve salt varlıklarıyla bizi koşullandırırlar. Dahası, bireylerin duyuları aracılığıyla kendinin farkında olduğu gerçeğinden dolayı, insanın eylemi “malzeme sınırları”nın dışından güçlükle kavranabilir olduğu için, güncel toplumda nesnenin rolünü analiz etmek makul göründü.


We have interviewed José Luis Torres about his one of the current projects Tipping Point.

How much do you own?

José Luis Torres: I’m not a minimalist… I’m a very “passionate collector!”

How much does a city own? Do you think there is a capacity for that?

José Luis Torres: In the age of globalization, a system that produces both excess and shortage, accumulation in the contemporary cities becomes a subject of growing concern. Recent decades have seen us produce exorbitant amount and an excessive pace of things that are more easily thrown than repaired. Social and cultural markers, these consumer goods are direct document thorough and compelling about the habits and behaviors of people.

Thematically, the subject is rich and has a critical dimension that interrogates our inability to manage the accumulation of life plots become redundant. In addition to enroll in the cultural paradigm of consumption, the project “Tipping Point” is around mobility, displacement and the linking of places, people and stories.

In your project Tipping Point why did you use plastic specifically? And are they found-object?

José Luis Torres: My interest responds to a desire to first observe the phenomenon of the accumulation of plastic objects in a perspective of abundance (plastics are synthetic materials, which means that they are artificial and so much more economic in comparison to the “noble material”). My research focuses on the passage of things, physically transposed a factory in a domestic space, and eventually discarded. From collected found objects (practically new), I create pieces that allude to the fetishization of the object as a place of memory and transformation, while postulating a subtle act of resistance to a culture of excess.

There is a trend in the world that some people live radically minimalist, for example they only have couple of clothes, furniture etc. Do you think that it is easier living with less stuff in our “modern boxes of modern lives”? Would it give us more freedom?

José Luis Torres: The culture that shapes us and we redraw the contours in each of our daily activities are presented to us as a goal and objective world. The relationship we have with objects is complex: they are useful or decorative and become our “daily companions”, but we must also contain such objects to prevent them from dominating the space we inhabit. So despite the fact that the objects stand in silent around us, they condition us as by the use and by their mere presence. Furthermore, it is because human action is hardly conceivable outside “the material limits”, due to the fact that the individual becomes aware of itself through the senses, that analysis of the role of objects in contemporary society seems to me pertinent.

 

 

 

 

 

Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir